Pazartesi Konuşmaları – 28

Bülbülün sesi – Karganın Namesi!

Maruz kalmak yorucudur. Gürültülü bir ortamda uzun süre kalmak, sürekli dedikodu yapılan ortamlar, kırıcı sözlere, manipülasyona ve bitmek bilmeyen tartışmalara şahit olmak insanı yıpratır. Bütün bunlar, insana iyiyle kötünün farkını daha derinden kavramayı, şartlar karşısında mücadele etmeyi ve kendisini korumayı öğretebilir.

Peki, öğrenmek için her şeyi yaşamak gerekir mi? Her yanlışı tecrübe etmek, her kabalığa maruz kalmak, her tartışmanın içinde yorulmak zorunda mıyız? Zira sürekli öfkeye, kırıcı sözlere, kötü niyete, yalana dolana ve gereksiz tartışmalara maruz kalan insanın gönlünde zamanla bir yorgunluk birikir. Öyle bir an gelir ki insan, türküde söylendiği gibi, “Ne diyeyim ki dünya senin haline, gayrı bakılacak yüzün kalmamış” demek ister.

“Dinle ki bülbülü, gelesin coşa,
Karganın namesi gider mi hoşa?
Meyvesiz ağacı sallama boşa,
Ne yaprağını dök, ne dalı incit.”

Aşık Hüdai’ye atfedilen ve Sedat Anar’ın yorumuyla dinlediğimiz bu dizeler, insana neyi dinlemesi, hangi sözden uzak durması ve hangi mücadeleye ne kadar emek vermesi gerektiğine dair bir ölçü sunuyor. Bülbülün sesini dinlemek, güzel olana kulak vermeyi; karganın namesinden uzak durmak ise her sese karşılık vermemeyi anlatıyor. Çünkü hayatta her ses dinlenmeye, her söz cevaplanmaya, her tartışma sürdürülmeye değmez. İnsan, yalnızca ne söylediğine değil, neyi dinlediğine de dikkat etmelidir.

Aşık Hüdai’nin bülbül ve karga üzerinden kurduğu ayrım, gönülleri ferahlatan, bir cümlesiyle umut veren, bir nasihatiyle yol gösteren, eleştirirken bile incitmeden düşündüren insanlara kulak vermeyi öğütlüyor. Çünkü bazı sözler gönlü genişletir, yol gösterir, gönüllerde çiçek açtırır. Bazıları ise yolu adeta sisle kaplar, daha açmadan çiçekleri bile soldurur.

Diğer taraftan, meyvesiz bir ağacı ne kadar sallarsak sallayalım, ondan meyve alamayız. Olmayacak bir şeyi oldurmaya çalışmak, anlamak istemeyen birine kendimizi anlatmak için tekrar tekrar konuşmak genellikle beyhude kalır. Bazen bir insanın değişmesini o kadar çok isteriz ki değişmeye niyeti olup olmadığını bile göremeyiz. Sonunda yalnızca karşımızdakini değil, kendimizi de yorarız.

Sendikal hayatta da aynı ölçü geçerlidir. Örgütlü yapılar, ortak bir ideal etrafında buluşan insanların emeğiyle büyür. Bazen kişisel hesaplar ortak hedeflerin önüne geçer; yapıcı eleştirilerin yerini kırıcı sözler, fikir alışverişinin yerini çekişmeler, hizmet etme gayretinin yerini birbirini yıpratma çabası alır. Tartışmalara mesafe koymak ise sorunlardan kaçmak, haksızlıklar karşısında susmak değildir. Buradaki mesele, çözüm üretmeyen ve teşkilatı yıpratan çekişmelerle mücadele ederken enerjiyi ortak hedeflerden uzaklaştırmamaktır.

Çünkü birliktelikten sağlanan enerji kişisel hesaplara değil, ortak hedeflere; ayrıştırmaya değil, birleştirmeye hizmet etmelidir. Sonuç vermeyecek çekişmelerin içinde de boşuna yorulmamak gerekir. Zira teşkilatın enerjisi de emanettir. Çalışanın güveni de emanettir. Birlik ve beraberlik de emanettir.

Belki de bu haftanın konuşması, bize doğru mücadeleyi seçebilmek için birkaç soru soruyor: Bir söz çalışanın hakkını, ücretini veya iş güvencesini etkiliyor mu? Cevap verilmezse yanlış bilgi kalıcı hâle gelir mi? Karşı taraf gerçekten anlamaya mı çalışıyor, yoksa yalnızca tartışmayı mı büyütüyor? Verilecek cevap çalışanı, emeği ve ortak hedefleri koruyacak mı, yoksa kişisel hesaplara mı hizmet edecek? Konuşulanlar bizi ihya mı ediyor, yoksa imha mı? Bu soruların yanıtları, nerede konuşmamız, nerede mücadele etmemiz ve nerede geri çekilmemiz gerektiğini gösterir. Çünkü her konuşulana maruz kalmak, her tartışmaya girmek zorunda değiliz; ama gerçekten savunulması gereken bir haktan da sırf tartışma yorucu diye vazgeçemeyiz.

Bu nedenle mesele, ne zaman konuşacağını, kimi dinleyeceğini ve hangi mücadeleye emek vereceğini de bilmektir. Her şeyi görmezden gelmek değil, neyin üzerinde durulacağını ayırt etmektir. Her sese kapılmayalım, her ağacı boşuna sallamayalım. Çirkin sesten uzaklaşıp, kem sözlere maruz kalmayalım. Güzel olanı duyalım, doğru olanı da savunalım.