Yol Arkadaşlığı — Yolun Kaderi
Dağların kabul etmediği, yerin ve göklerin kaçındığı emaneti yüklenen insan; o andan itibaren yolda ve yolculuk halindedir. İşte bu yüzden yük taşımak, insanın kaderidir. Ama kader sadece emanetin kendisi değil; aynı zamanda kiminle ve nasıl taşındığıdır. Çünkü insan yükün altında ezilmez, yanlış omuzlarda tükenir.
Yolculuğun seyri, yola kiminle ve nasıl çıkıldığıyla doğrudan ilgilidir. Bu bakımdan da herkesin yürüyüşü kendine hastır: Kimi engebeli, kimi düz, kimi zor, kimi kolay… Anadolu irfanı bu yükün ağırlığını hemen her adımında “Hızır yoldaşın olsun.” temennisiyle ifade eder. Yoldaşın olmadığını düşünenlere Hızır aleyhisselam’ı yoldaş eder; yokluğu değil varlığı hatırlatır, yokluğu konuşmak yerine varlığı konuşur.
Zor durumda olan birine yardım ve esenlik dilemek için kullanılan bu söz; aslında içten bir duadır. Fakat bu sözün içinde daha derin bir hakikat gizlidir: insan yolu seçtiğini zannetse de, yolun kaderini yol arkadaşı belirler. Bu nedenle “Evvel refik, badel tarik.” denilmiştir. Yani önce yoldaş, sonra yol…
Bu hakikatin ilk öğretisi sabırdır.
Hz. Musa’nın, Hızır aleyhisselamı bulmak için azim ve gayretle çıktığı yolculukta öğrendiği şey; sadece bilgi değildir. Hızır ile yolculuk; sabrın, anlamadan hükmetmemenin, görünene değil hakikate odaklanmanın dersi, yoldaşlığın ahlakı olmuştur. Hızır’ın şartı nettir: Sabır ve tevekkül… Çünkü yük sadece omuzla değil; sabırla ve tevekkülle taşınır.
Diğer taraftan insanı yolda bırakan da yol arkadaşıdır. Hz. İsa ile yolculuğa çıktığında, emanete sadakat göstermeyen, mucize karşısında bile açgözlülüğünü terk etmeyen adamın hikâyesi, ihanetin imtihanını, yoldaşlığın sadece birlikte yürümek olmadığını; güven, sadakat ve doğruluk gerektirdiğini gösterir. Bazen insanı ihanetin imtihanından mucizeler bile kurtaramaz.
Birlikte yürüme hakikatinin en güçlü örneğini ise sahabe olma şuurunda görürüz. “Dost, arkadaş” anlamındaki “sâhib” kelimesinin çoğulu olan sahabe; peygamber efendimiz döneminde yaşamış olmakla sınırlı değildir. Emaneti doğru omuzlarda taşımak, bir hakikate şahitlik ederken, o hakikatin sorumluluğunu da üstlenmek demektir.
Peygamber Efendimiz’in “Allah’ım, İslam’ı iki Ömer’den biriyle güçlendir” duası sahabe bilincini anlamamız bakımından dikkat çekicidir. Bu, sadece bir isim talebi değil; yükün kiminle taşınacağına dair bir yöneliştir. Çünkü bazı insanlar vardır ki, varlıkları bir topluluğun kaderini değiştirir. Nitekim bu dua, Hz. Ömer ile karşılık buldu. Ve o andan itibaren yük, sadece taşınan bir sorumluluk değil; yön veren bir güce dönüştü.
Burada mesele yola çıkmak kadar, o yolun kiminle yüründüğüdür. Bazıları görünmez olur. Bazıları ise yürüyüşün anlamını büyütür. Bu yüzden refik, insanın yanında yürüyen herhangi biri değil; onu hakikate yaklaştırandır. Sınırı hatırlatandır, yükünü paylaşandır. Ve gerektiğinde kişiyi kendisinden bile koruyandır.
Bugün de bu gerçek değişmemiştir. Sendikal alanda da en önemli mesele mücadelenin kiminle verildiğidir. İnsan hâlâ yük taşır. İnsan hâlâ bir yol arar. Ve insan hâlâ bir yoldaşa ihtiyaç duyar. Çünkü sendika; sadece bir hak arama mekanizması değildir. Sadece bir kurum ya da bir temsil alanı da değildir. İnsan onuruna yaraşır bir yaşam ve adil paylaşım mücadelesinin meşru vasıtasıdır. Dayanışmanın, aynı haksızlığa göğüs gerenlerin, aynı hakikate birlikte şahitlik edenlerin kurduğu bir yol arkadaşlığıdır.
“İsterse benim inancımın tam zıddı olsun, ben ona da hakk-ı hayat tanınmasının kavgacısıyım” diyerek sendikal anlayışının evrensel insan haklarına dayandığını belirten Memur–Sen Kurucu Genel Başkanı, şair, mütefekkir, merhum M. Akif İnan’ın yol arkadaşlığı; sınıfçılığa, siyasi ideolojiye veya sadece dini söylemlere dayanmaz. Aksine hak ve adalet arayışında kimliğin ötesinde, hakkın yanında duran bir mücadeleye dayanır. İşte bu, yükü birlikte taşıma iradesidir. Bu yönüyle sendika, birlikte yol yürümenin kurumsallaşmış hâlidir.
Bu nedenle merhum M. Akif İnan’ın sendikal anlayışı çerçevesinde kendimize şu soruyu sormalıyız: Yolu kiminle yürüyoruz? Eğer yol rekabetle yürünüyorsa, orada birlik yoktur. Gösteriş varsa, samimiyet yoktur. Sorumluluktan kaçılıyorsa, anlam yoktur.
Ama yük; birlikte, azimle, sabırla, sadakatle, iyi niyetle, tevekkül ve kolektif bilinçle taşınıyorsa… İşte orada arkadaşlık, orada hakikat vardır.
Bu haftanın konuşması “Hızır yoldaşın olsun” duasıyla bize şunu hatırlatıyor:
İnsan yolu seçtiğini zanneder. Ama aslında yol, refiğinle şekillenir.
Yük tek başına taşındığında ağırdır. Yanlış omuzlarda yorar. Ama doğru insanlarla, sevgi, sabır ve sadakatle taşındığında emanet sahibini bulur. O yüzden; önce yoldaş, sonra yol…

Bir yanıt yazın