Önce Celal – Sonra İkram
Sınav içinde sınav…
Biri biterken bir başka sınavın başladığı, sınavların hayata damga vurduğu dönemleri ardı ardına yaşıyor insan. Hüzün ve sevinç, umut ve kırılan hayaller an içinde ve aniden yer değiştirebiliyor. Kimi mutlu, kimi üzgün, kimi ise daha henüz bitirmişken bir sınavı yenisinin telaşına çoktan başlamış bile… Oysa insan anlıyor ki imtihan, yalnızca bir sınav kağıdının başında yaşadıklarımızdan ibaret değilmiş. İmtihan dediğimiz şey, bir bakıma insanın kendisiyle karşılaşmasıymış. Böylelikle neyi istediğini, neye gerçekten inandığını, neye değer verdiğini, ne kadar sabırlı olduğunu ve zor zamanlarda ne kadar doğru davranabildiğini gösteren bir ayna görüyoruz karşımızda. İşte bu sebeple asıl mesele, işler zorlaştığında ne yaptığımız oluyor.
Dünya dediğimiz yer böyle, imtihan hiç bitmiyor. Kimi zaman haksızlığa uğradığını düşünmek, kimi zaman emeğinin karşılığını alamamak oluyor imtihan. Bazen yeteneğin görülmemesi, bazen başarısızlık, bazen de başarı… Evet, başarmak da bir imtihandır. İnsanın kazandıktan sonra sahip olduğu imkanla ne yaptığı da imtihanın bir parçası oluyor. Öte yandan kazanmadan kazanmış gibi davranmak da sınavın bir başka hali… Bu nedenle imtihanı yalnızca ulaşılan sonuçla ölçmemeliyiz. İnsanın, kendisine verilen imkanı nasıl değerlendiği, sorulması gereken asıl sorudur. Öyle ki biz bitti diye düşünürken, aslında imtihan daha yeni başlamaktadır.
Bunca sınavdan, imtihandan söz etmişken, Tapduk Emre’ye kulak vermek; hayatın zorluklarına onun penceresinden yeniden bakmak bize daha fazla yardımcı olabilir. Tapduk Emre’nin düşünce dünyasında aşk ile çıkılan yolun kolay olmayacağı, insanın niyetinin de karşılaştığı imtihanlarla ortaya çıkacağı fikri önemli bir yer tutar. Aşk ve gayret ile çıkılan yolun imtihanlarla sınanacağına dair bu düşünce, bize hayatın önemli bir hakikatini hatırlatır: Önce celâl, sonra ikram…
Allah’ın isimlerinden biri olan Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm, insana hem celâlin hem ikramın aynı ilahi hakikatin içinde buluştuğunu gösterir. Hayatın içinde bazen ağırlık vardır, sorumluluk vardır, zorluk vardır, beklemek vardır, çaba vardır. Fakat bunların içinden geçerken insanın kazandığı başka şeyler de vardır: Sabır, tecrübe, olgunluk ve şahsiyet…
Belki de imtihanların insana verdiği en büyük ikramlardan biri şahsiyettir. Çünkü insan, zor zamanlarda ortaya koyduğu tavırla şekillenir. Beklemek sabretmeyi, kaybetmek yeniden başlamayı, başarı tevazuyu, sorumluluk güvenilir olmayı, zorluk ise insanın kendi gücünü ve sınırlarını tanımasını öğretir. İnsan bazen bir sınavdan istediği sonucu alamaz ama o sınavdan daha sabırlı, daha dirençli, daha olgun ve daha güçlü çıkar. Kendisinden bir şey eksiltmek yerine, doğru karşılandığında kendisine kazanması gereken bir değeri öğretir. İşte bu yüzden bazı imtihanların sonunda elimizde bir başarı belgesi olmayabilir; ama daha kıymetli bir şey, daha güçlü bir şahsiyet kalacaktır. Bu bakımdan insanın hayat boyunca biriktirdiği en büyük sermaye, başardıkları kadar başına gelenler karşısında nasıl biri haline geldiğidir. Burada imtihanın sonunda kazandığımız şey, yalnızca sınavı geçmek değil; sınavdan geçerken kendimizi kaybetmemek olacaktır. İnsanın niyetinin samimiyeti de zaten karşılaştığı zorluklarda ortaya çıkar. İstemek kolaydır ama hayat bize her imtihanda önce sabır, sonra huzur düsturunu öğretir. Belki de “önce Celal, sonra İkram” dediğimiz hakikat burada anlam kazanır.
Bu gerçeği hayatın genel akışında olduğu gibi, çalışma hayatında da görmek mümkündür. Bir mesleği öğrenmek zaman ister. Ustalık yalnızca eğitimle değil; yıllar içinde karşılaşılan güçlüklerle, verilen kararlarla, yapılan hatalarla, kazanılan tecrübelerle ve her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmekle oluşur.
Bugün işini iyi yapan insanın arkasında çoğu zaman kimsenin görmediği uzun bir yol vardır. Bütün bunlar insanın yalnızca mesleki tecrübesini değil, mesleki şahsiyetini de inşa eder. Bu nedenle emeğe bakarken yalnızca ortaya çıkan sonuca değil, yolculuğa da bakmak gerekir.
Fakat burada önemli bir ayrımı görmezden gelemeyiz: Zorluğu olağanlaştırmak doğru değildir. Bir insanın sürekli kötü şartlarda çalışmasını, adaletsizliğe maruz kalmasını veya emeğinin karşılığını alamamasını “imtihan” diyerek normalleştiremeyiz. Çünkü sabır, çile ya da fedakarlık haksızlığın mazereti değildir. Tam tersine, emeğe değer vermek; insanın karşılaştığı zorlukları görmek, hakkaniyetli bir karşılık üretmek ve uğranılan haksızlıkla da mücadele etmektir.
Bugün çalışma hayatında, sendikacılıkta ve hayatın bütün alanlarında ihtiyacımız olan şey biraz da zorluk karşısında vazgeçmeyen bir sabır, sonuç karşısında kendi olabilen bir şahsiyettir. Görünen o ki ikrama ulaşmak yalnızca çok çalışmakla değil; doğru çalışmakla, ne yaptığını bilmekle, öğrendiklerini tecrübeye ve tecrübelerini şahsiyete dönüştürmekle mümkündür. Zira emek yalnızca harcanan zamanla değil; bilgiyle, gayretle, sabırla ve istikametle anlam kazanıyor. Çok çalışmak önemli olsa da, ne yaptığını bilmeden çok çalışmak, insanı her zaman doğru yere götürmüyor. Bazen bir adım atmak için önce durmak, düşünmek ve neyin mücadelesini verdiğini anlamak gerekir. Böylece emek, yalnızca bir sonuç üretmez; insanın kendisini de inşa eder. İkram da yalnızca yolun sonunda verilen bir ödül olmak yerine; yol boyunca edinilen bilgi, yılların kazandırdığı tecrübe, bazen zor zamanda yanımızda yürüyen bir dost olur. Bazen kaybettiklerimizin bize öğrettiği bir hakikat, bütün güçlüklerin içinden geçerken farkında olmadan kazandığımız şahsiyete dönüşür.
Çünkü insanı asıl büyüten, karşılaştığı sınavdan çok; o sınav karşısında kim olduğudur. Belki de insanın hayat yolculuğunda elde edebileceği en kıymetli ikramlardan biridir bu. Yaşadığı bütün sınavlara rağmen kendini kaybetmemenin, kendi hakikatine doğru yürümeye devam etmenin erdemi… İşte belki de celâlin içindeki en büyük ikram da, şahsiyetin kendisidir.
Bu haftanın konuşmasını Niyâzi Mısrî’nin dizelerinde bulduğumuz bir teslimiyet ve umutla tamamlayalım:
Her vakt-i seherde bir, lütfu gelir Allah’ın
Ol vakt uyanır kalbin, yalvar güzel Allah’a
Allah’ın adın yâd et, cân ile dili şâd et
Bülbül gibi feryâd et, yalvar güzel Allah’a
