Beklentiyi Doğru Yönetmek
Konuşmak, aynı anlam ağacında buluşanlar arasında vuku bulan bir eylem. Zira kon-uşlanmadan kon-uşmak pek mümkün değil. Bu hafta konuşlanacağımız hususlar beklentiyi doğru yönetmek üzerine olacak. Bakalım bir anlam birlikteliği sağlayabilecek miyiz?
Beklenti, geçmiş deneyimlere veya mevcut bilgilere dayanarak geleceğe dair bir tahmin yapmayı içerir. “Olacak olan” hakkında zihinde bir ön kabul oluşturur. Bu açıdan insanın hem gücü hem de zaafıdır. Doğru kurulduğunda insanı diri tutar. Gereksiz şekilde büyütüldüğünde ise insanın, zihninde kurduğu ihtimalleri hakikatin yerine koymasına, henüz yaşanmamış olanı yaşanmış gibi hissetmesine ve gerçekleşmemiş olanın yükünü taşımasına sebep olur. Bu da insanı yorar, kırar ve kendine yabancılaştırır.
İsmet Özel’in “Neyi bastırdıysan göğsüne, göğsünü soludukça büyüyen odur.” dizesi bu noktada yol göstericidir. İnsan, iç dünyasında neyi büyütüyorsa dışarıya da onu yansıtır. Kalbinde yoğunlaştırdığı, aslında kalben inandığıdır. Üzerine titrediği duygu, acı ya da tutku zamanla tüm varlığını kuşatır. Özetle insan, neye sarılırsa onunla bütünleşir ve ona dönüşür. Bu durum bir bakıma, doğru kurulmayan beklentinin nasıl bir zaafa sebep olacağını ve kişinin gereksiz yere büyüttüğü beklentinin nasıl da kendi mağduriyetine dönüşeceğini açıkça göstermektedir.
En büyük kırılmalar da, çoğu zaman karşılanamayan ya da farkına varılmayan beklentilerden doğar. İlişkilerde yaşanan kırgınlıkların, kopuşların ve dostlarla açılan mesafelerin temelinde yönetilemeyen beklentiler vardır. Olması gereken ise güvenli bir alan oluşturmaktır. Güven, “her zaman istediğini alacaksın” demekle değil, “olabilecek olanı dürüstçe söyleyeceğim, olamayacak olanı da gizlemeyeceğim” duruşuyla inşa edilir. Güven tesis edildiğinde beklenti karşılanmasa bile bir kırılma, uzaklaşma ya da kaybetme söz konusu olmayacaktır. Çünkü mesele yalnızca sonuç değil; sürecin nasıl anlatıldığı, nasıl paylaşıldığı ve nasıl yönetildiğidir.
Bu gerçeklik yalnızca bireyler için değil, örgütlü yapılar için de geçerlidir. Özellikle sendikalar gibi güven ve dayanışma üzerine kurulu yapılarda beklentinin doğru yönetilmesi hayati bir meseledir.
Merkezden perifere gerçekleşmesi mümkün olmayan vaatler, abartılı hedefler ya da zamansız beklentiler; kısa vadede motivasyon sağlıyor gibi görünse de, bir süre sonra hakikat gibi algılanır ve gerçekleşmediğinde derin bir memnuniyetsizlik doğurur. Oysa beklenti; hakikatin önüne geçmemeli, ona eşlik etmelidir.
Dikkatli baktığımızda sahada en çok karşılaşılan şey talepler değil, beklentilerdir. Ve çoğu zaman beklentiler; taleplerden daha güçlü, daha yaygın ve daha yönlendiricidir. Ancak her beklenti, gerçeğin birebir karşılığı değildir. Hatta bazı beklentiler için, bilinçli olarak büyütülen ve yönlendirilen tuzaklardır diyebiliriz.
Bu nedenle beklentiyi doğru zemine oturtmak ve periferden merkeze bilgi akışını doğru yönetmek de oldukça önemlidir.
Aslında bütün bu karmaşayı üç kavramla özetleyebiliriz: Kendini tanımak, haddini bilmek, ve imkanları doğru kullanmak…
*Kendini tanımak, öze doğru yolculuktur. Bir benliğe ulaşma çabasıdır. Amaçları belirlemek, değerleri keşfetmektir.
*Haddini bilmek; kendini bilmektir, bilinçli bir duruştur. Neyi talep edebileceğini ve neyin bir imkan barındırdığını, neyin de henüz mümkün olmadığını ayırt edebilmektir. “Her şeyi yaparım” diyen, hiçbir şeyi hakkıyla yapamayacaktır.
*İmkanları doğru kullanmak ise; ehliyettir, bir işte yetkin ve o işe layık olmak demektir. Bütün bunları bir arada ve bir organizasyonla yapabilmektir.
Bu kapsamda sınırlarını bilen ve imkanların neyi mümkün kılacağının farkında olan biri için beklenti artık bir yük olmaktan çıkar; yerini daha sade ve dengeli bir bakış açısına bırakır. Bu bakış açısı beklentiyi terbiye eder. İnsanı hayal kırıklıklarının yıkıcılığından korur. Verilen her sözün, yalnızca bir cümle değil; güven hanesine yazılan ya da oradan düşen bir değer olduğunu bilir. Popülist yaklaşımlar sergileyerek sorunlardan nemalanmayı, ahlaki bir yoksunluk olarak görür. İçinde inanç taşır; ne umudu tamamen terk eder, ne de hayali hakikatin önüne geçirir. Gereksiz iyimserliğe yer vermez ve gereksiz karamsarlığın da aynı ölçüde zararlı olduğunun farkındadır. Temsil noktasında maharet, bu uç noktaların arasında sağduyulu bir denge kurmaktır.
Bu yüzden beklentiyi doğru yönetmek; hem bireyin, hem örgütlü yapıların hem de toplumun sağlıklı gelişimi için vazgeçilmez bir gerekliliktir.
Ancak bununla birlikte unutulmamalıdır ki; beklenti yönetimi yalnızca sözle değil, ortaya konulan somut iradeyle başarılabilir. Muhatap olunan kitle beklediği için beklenen cümleyi kurmak yerine, adım adım tespit edilmiş gerçekleri ortaya koyarak; sahaya kurması gereken doğru cümleyi gösterecek bir seviye tutturmak somut iradenin tam da kendisidir.
Bu haftaki “Pazartesi Konuşmaları” bize eskilerin söylediği “Umma ki küsmeyesin” Ve “Gönül umduğundan küsermiş.” sözleri eşliğinde şunları hatırlatıyor:
Beklenti; doğru kurulduğunda yol gösterir, yanlış büyütüldüğünde yön kaybettirir. Haddini bilen yorulmaz. Kendini tanıyan ve sözünün ağırlığını taşıyan bir insan, mensubu olduğu toplumun en güçlü halkası olur.
Turgut Uyar’ın “Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği” dizesini ekleyerek söyleyelim son sözü: Beklentiyi yönetebilen sadece bugünü değil, yarını da güvence altına alır.

Bir yanıt yazın