İyilik – İlk Adım
Mehmet Akif İnan’ın Burç şiirindeki
“Kelebek kervanı can gülüşünle
yıkadın zamanı karanlığından.”
dizeleri zihnimizde kelebeklerin uçuştuğu güzel bir sahne gibi durur. Bir gülüşün bir insanın içindeki karanlığı yıkaması, bir tebessümün zamanı aydınlatması ya da bir iyiliğin tek başına kalmayıp bir kelebek kervanı gibi çoğalarak hayatın içinde yol alması…
Belki de iyiliğin tabiatı tam olarak böyledir. İşte bu sebeple iyiliğin asıl gücü, kendisinden sonra bıraktığı etkidedir. Çünkü iyilik bulaşıcıdır. Hatta iyilik yalnızca yapılan bir davranış değildir; hafızaya yerleşen ve daha sonra başka bir davranışa dönüşen bir mirastır. İnsan iyilik gördüğünde, o iyiliğin hatırasını içinde taşır. Sonra bir gün, hiç umulmadık bir anda, o iyiliği başka bir insana, kimi zaman bir başka canlıya, kimi zaman da havaya, suya, taşlara aktarır. Böylece iyilik, bir diğerine geçerek görünmeyen bir zincire dönüşür. Tıpkı bir kelebeğin kanat çırpışı gibi… Küçük ama etkisi kocaman…
Kelebeklerin ömrünün kısa olduğunu biliriz. İyilikle kurduğumuz bu bağda, kelebeğin ömrünün kısa olması da ayrıca düşündürücüdür. İyiliği yapanın unutması bir erdemdir. Çünkü iyilikte esas olan karşılık beklememektir. Zira kelebeğin ömrü kısa olabilir; fakat iyiliğin ömrü, onu yapan insanın ömründen daha uzundur.
Yine Mehmet Akif İnan’a kulak vermeye devam edelim.
“Bir adım atarsak kafes kırılır
Belki birden erir zincirlerimiz.”
Şairin Ey Beyaz Ela şiirindeki bu dizeler ise bize ilk adımın taşıdığı anlamı düşündürür. İyiliği atılan o ilk adım olarak değerlendirdiğimizde kapıyı ilk biz çalmış oluruz. İlk biz selam verir, ilk biz gönül alırız. “Ben buradayım.” diyerek ilk el uzatan, ilk hakkı savunan oluruz. Ve belki de o küçücük adım, sandığımızdan çok daha büyük bir değişimin başlangıcı olur. Çünkü bazen hayatın getirdiği zorluklar, kırgınlık ya da önyargı gibi görünmez kafesler, insanları birbirinden uzaklaştırır. İşte bu yüzden ilk adımı atabilmek önemlidir. Fakat ilk adımı atmak, sonucu garanti etmek değildir; değişimin mümkün olduğuna dair irade ortaya koymaktır.
Doğru davranışın, anlayışın, ilk adımın ve değişim iradesinin en fazla ihtiyaç duyulduğu alan belki de çalışma hayatıdır. Çalışma hayatı yalnızca görevlerden, mevzuattan, makam ve unvanlardan ibaret değildir. Onun merkezinde insan vardır. Dolayısıyla bir kurumun duvarları arasında insanların birbirine nasıl davrandığı, o kurumun gerçek kültürünü belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bir çalışan kendisine değer verildiğini hissettiğinde, başkasına değer vermeyi öğrenir. Bir yönetici adaletli davrandığında, adalet kurumun kültürüne dönüşür. Bir çalışma arkadaşı fedakârlık yaptığında, başkaları da fedakârlığın mümkün olduğunu görür. Bazen bir kurumun yaptığı güzel bir uygulama, o kurumun sınırları içerisinde kalmaz. İşte iyiliğin çalışma hayatındaki en güzel taraflarından biri de budur: İyilik, örnek olur.
Buna en güzel örneklerden birini, 112 acil sağlık hizmetlerinde görev yapan arkadaşlarımız üzerinden görebiliriz. 112 ekipleri, görevleri gereği zaman zaman kendi illerinin dışında vaka nakletmek zorunda kalıyor. Yoğun çalışma temposunun ardından, gittikleri yerde güvenli ve uygun bir şekilde dinlenebilmeleri de çalışan hakkının ötesinde insani bir ihtiyaçtır. Sendikaların misafirhanelerde 112 personelinin vaka getirmesi durumunda ücretsiz konaklamasına yönelik attığı adımlar da işte böyle bir anlayışın ürünü olarak ortaya çıkıyor. İlk bakışta küçük bir uygulama gibi görülebilir. Ama aslında mesele yalnızca bir odanın ücretsiz tahsis edilmesi değildir. Mesele, “Sen görevini yaparken ben de senin hayatını kolaylaştırmak için bir şey yapabilirim.” diyebilmektir. Ve güzel olan şudur: Benzer uygulamalar sendikalar arasında yayılabiliyor. Böylece bir sendikanın attığı adım, başka bir sendikanın adımına dönüşerek iyiliğin kuşatıcı etkisini ortaya koyuyor.
Buradan şunu da görebiliriz: Çalışanların her sorununun çözümü yalnızca büyük mücadelelerden geçmez. Bazen çözüm, doğru zamanda atılan küçük ama cesur bir adımla başlar. İlk adımı atarsınız. Karşınızdaki de bir adım atmanın mümkün olduğunu görür. Bu adım başka adımları da beraberinde getirir. Sonra bir bakarsınız ki bütün taraflar yürümeye başlar. Bir çalışanın hayatını kolaylaştıran küçük bir uygulama, zamanla binlerce çalışanın hayatına dokunan daha büyük uygulamaların önünü açmış olur.
Bu haftanın konuşması bize şunu hatırlatıyor:
Bazen kafesi kırmak için büyük güçlere değil, küçük adımlara ihtiyaç vardır.
Bir selam…
Bir gönül alma…
Bir iyiliği başlatma…
Kapı ancak o zaman açılır. İyilik o zaman bir yürüyüşe dönüşür. Çünkü ilk adım atıldığında yalnızca biz yürümeyiz. Başkalarına da yürümenin mümkün olduğunu gösteririz. Ve belki de iyiliğin asıl sırrı budur.
Kelebek kanat çırpar, kervan yürür. Kafes, büyük nutuklarla değil; atılan ilk adımla kırılır. Sendikacılığın payına düşen de o ilk adımı atmak ve iyiliğin çoğalacağı yolu açmaktır. Sonrasını ise iyiliğin kendisi getirecektir.
