Emeğin izi– İzin Değeri
“Eskiler iz sürerdi, biz muttasıl arıyoruz”
İsmet Özel’in bu dizede geçmişteki insanların bir rehbere, köklü bir hakikate veya inanca sahip olarak yolun izini sürdüklerini; günümüz insanının ise elinde belirgin bir ölçü kalmadığı için sürekli ve bocalayarak bir şeyler aradığını ifade ettiğini söyleyebiliriz.
Bu bakımdan eskilerin hayatında kültürel kodlardan oluşan bir “merkez” olduğunu; dolayısıyla eskiler için, nereye gidileceğinin ve neyin doğru olduğunun aslında en baştan belli olduğunu düşünebiliriz. “Muttasıl” kelimesinin aralıksız, durmaksızın ve sürekli anlamlarına geldiğini düşünürsek; insanın merkezini ve yoldaki izleri de yok eden günümüz dünyasının, birçok seçenek arasında yönünü de kaybetmiş olduğunu görebiliriz.
Öte yandan iz süren insan, önünde yürümüş olan ustaların, öncülerin, ariflerin ve bilgelerin ayak izleri olduğu için yolu tamamlamaya odaklanır. “Muttasıl arayanlar” için ise “aramak” bir eylem olmaktan çıkıp kronik bir durum haline gelmiştir. Bitmek bilmeyen bir yenilik ve tüketim arzusu söz konusudur. Bu nedenle de insan sürekli yeni iddialar, yeni öneriler, yeni teoriler, yeni hazlar arar ama çoğu zaman bulamaz.
Emeğin ve dayanışmanın iz sürmekle ilişkisine bu açıdan baktığımızda, yalnızca ne kadar iş yapıldığına değil, yapılan işin niteliğine de bakmaya başlarız. Çalışma hayatında insan, yaptığı iş kadar; o işe bıraktığı izle var olur. Çünkü insan emeğiyle iz bırakır. Aynı zamanda yapılan iş de insan üzerinde derin izler bırakır. Dolayısıyla emeğin değeri hem iz bırakan insan, hem de insanda iz bırakan iş birlikte değerlendirildiğinde anlaşılabilir. Buradan şöyle bir sonuca varabiliriz: İzi takip eden insan öğrenmeye devam eder ve tecrübe kazanır; bilen ve tecrübe kazanan insan da işine iz bırakır; emeğin değerini bilen sistem ise o izi görünür kılar.
Fakat bazı emekler vardır ki, sessizdir; fark edilmez. İşte sağlık hizmeti de, sessiz emeklerin izinde yükselir. Gece boyunca süren nöbetler, kritik bir anda verilen doğru kararlar, yıllar içinde kazanılan klinik deneyim, hastaya dokunurken ya da çalışma ortamında göze alınan risk ve tükenmeden sürdürülen sorumluluk… Bunların önemli bir kısmı kayıtlara yalnızca “mesai” olarak geçer; oysa gerçekte söz konusu olan insanın mesleğine ve çalışma alanındaki her bir işin de insana bıraktığı kocaman izlerdir. Bu sessiz emeği ancak canımız yandığında gerçekten hissederiz. Bazen bir gözyaşı, bazen de sevinç hıçkırığı eşliğinde o iz görünür hale gelir. Bu nedenle de sessizce yürüyen emeğin karşılığı sadece verilen ücret değildir. Aynı zamanda saygıdır, güvendir, aidiyet duygusudur.
Dolayısıyla insan başkasından daha fazla kazanmayı değil; kendi emeğinin karşılığını almayı ister. Bugün aynı unvana sahip çalışanların birbirinden tamamen farklı koşullarda görev yaptığına hepimiz şahidiz. Aynı kadroda görünen insanlar, aynı bilgi düzeyiyle, aynı riskle, aynı sorumlulukla ve aynı iş yüküyle çalışmıyorlar. Kimi yoğun bakımda hayatla ölüm arasındaki ince çizgide görev yapıyor, kimi acil serviste saniyelerle yarışıyor, kimi doğumhanede iki hayatın sorumluluğunu aynı anda taşıyor. Aynı servisin içinde bile üstlenilen görevler, alınan sorumluluklar ve maruz kalınan riskler farklılaşabiliyor.
Mevcut ödeme sisteminde sağlık hizmetinin değişen yapısı, artan iş yükü, personel yetersizlikleri ve birimler arasındaki farklılıklar, emeğin bütün boyutlarını yeterince görünür kılamamaktadır. Bir hekim, bir hemşire, bir ebe ya da bir şoför yıllarca zor birimlerde görev yapıyor, yüksek risk altında çalışıyor, sürekli nöbet tutuyor, bilgi ve deneyimini en yoğun alanlarda geliştiriyorsa; bu birikimin ekonomik olarak da karşılık bulması gerekir. Çünkü bilgi de emektir. Deneyim de emektir. Risk de emektir. Sorumluluk da emektir. Ve bütün bunlar, sağlık hizmetinin niteliğini belirleyen görünmeyen sermayedir. Bu yüzden fiili çalışmadaki emeğin karşılığı olan ek ödemenin de amacı, çalışanlar arasında dönemlik bir yarış oluşturmaktan ziyade, her çalışanın biriken emeğini görünür kılmak olmalıdır.
Geçmişin izlerini yok saymayan ve mesleki hayatın tamamındaki izleri merkeze alan kapsayıcı bir ek ödeme modeline ihtiyaç vardır. Yalnızca o ay yapılan çalışmayı değil; hizmetin zorluk derecesini, üstlenilen sorumluluğu, maruz kalınan riski, personel eksikliğinden kaynaklanan ilave yükü, emek veren personeli ve özellikle de yıllar içinde kazanılan mesleki deneyimi birlikte değerlendirmek gerekir. Çünkü bir serviste çalışan bütün personel, o servisin yükünü birlikte taşır. Ancak herkesin katkısı aynı olmayabilir. Kimi daha fazla klinik sorumluluk üstlenir, kimi daha yüksek risk altında çalışır, kimi bilgi ve deneyimiyle hizmetin kalitesini yükseltir. Kimi de iş yükünün yoğunluğuna maruz kalarak çalışır. İşte sistem, bu farklılıkları çalışanları birbirine karşı yarıştırmak için değil; emeğin gerçek değerini görünür ve karşılanabilir kılmak için var olmalıdır. Çalışanların birbirleriyle kıyaslandığı bir düzen, zamanla huzursuzluk üretirken; emeğin kendi değeri üzerinden değerlendirildiği, yani fiilen sunulan hizmetteki emeğin karşılık bulduğu bir düzen ise güven üretir.
Kamu yönetimi de, çalışanının emeğini doğru tanımlayabildiği ölçüde güçlenir. Nitelikli hizmet vermenin ön şartı da aynıdır. Çünkü verimlilik yalnızca performans istemekle sağlanmaz. Hizmet kalitesi yalnızca talimatlarla yükselmez. En güçlü motivasyon, emeğin karşılık bulduğuna duyulan inançtır. Zor birimlerde çalışmanın teşvik edilmesi, deneyimli/bilgili personelin kurumda tutulması, personel dağılımındaki dengesizliklerin azaltılması ve çalışan memnuniyetinin artırılması; yalnızca mali değil, aynı zamanda yönetsel bir kazanımdır.
Çalışanlara düşen sorumluluk da aynı derecede önemlidir. Emeğin ölçülmesini istemek, emeğe güvenmektir. Objektif, sayısal ve denetlenebilir bir sistem; kişileri değil, yapılan işi değerlendirir. Bu nedenle ek ödeme sisteminin şeffaf olması, ölçütlerinin açıkça belirlenmesi ve itiraz mekanizmalarının güven vermesi büyük önem taşımaktadır.
Bu haftanın konuşması bize şunu hatırlatıyor:
İnsan yalnızca bugün yaptığı işten ibaret değildir; yıllar içinde biriktirdiği bilgi ve deneyim de bugün sunduğu hizmetin bir parçasıdır.
Sağlık hizmetinde emek bireysel olarak ortaya çıkar ama sonuç çoğu zaman kolektiftir. Bu nedenle emeği sadece mesai olarak görmeyelim. Mesai zamanı ölçse de iz bırakan emektir. Ek ödeme, yalnızca geçirilen zamanı değil, o zaman içinde biriken ve hizmete dönüşen emeği de görmelidir. Çünkü kurumları ayakta tutan şey, insan emeğini görünür kılan izlerdir.
